Gündoğarken elini sıktı ve beraber balkondan aşağı fırladılar. Yeşim gözyaşlarını gülümsemekle değiştirdi. Mini giymişti. Böyle manevralara da alışmamıştı. Bakımlı vücudu gayri meşru hareketleri sevmezdi. Öte yandan, köyden gelmiş Mahmut, sert eliyle kızı çekiyor, kimseye rastlamamaları için, “operasyonu” daha çabuk noktalamaları doğrultusunda çaba sarfediyordu.
Dut ağacının dalı kırıldı. Yeşim yere öyle bir yapıştı ki, yanağı ve burnu kanlar içinde kaldı. Mahmut diğer bir dala kenetlemişti parmaklarını. Bir iki saniye konsantre olduktan sonra, kendini yere attı. Kedi, sırt üstüne düşmediği gibi, Mahmut da öyle düşmedi. Elleri fil sırtı gibi sertti.
Pencereden birinin başı göründü. Mahmut çabucak Yeşim’i elinden çekerek, yan duvarların arkasına saklandı. Yeşim’in durumu perişandı. Mahmut komik olarak nitelendirdiği bir takım sözleri Yeşim’in kulağına söyledi, ancak kızın aklından şu an şaka geçmiyordu.
– Pencerede Cafer Amca mı?
– Hayır. Cafer’in yaşlı babası. Zaten o bir şey görmez. Ay da bu akşam görünmedi şansına.
– Lânet olsun!
– Ne oldu Yeşim?
– Eski spor ayakkablarımı giymişim.
Yeşim’in yüz ifadesini görecektiniz.