Ertesi gün Alkan‘ın durumu iyileşmiş. Hastanenin müdürü ve bir doktor birleşmişler ve bir toplantı ayarlamışlar. Toplantıyı müdür başlatmış:
- Bu hastamız deli olanı. Adı neydi onun? demiş.
- O delinin hmmmmmm… Ha aklıma geldi Alkan. Doktor cevaplamış.
- Evet yaa o. Durumu nasıl doktor bey? müdür sormuş.
- Kötü. Ama hemşiremiz Selin odasına girdiğinde adam normal bir insan oluyor. Doktor cevaplamış.
- Nasıl ya? Kim bilir kafasında neler düşünüyordur. Müdür demiş.
Toplantı çok uzun sürmemiş. Doktor ve müdür toplantıdan sonra evlerine gitmişler. Hemşire Selin Alkan‘ın yanına gitmiş. Aralarında bir sohbet geçmiş:
- Ne haber Alkan? Selin sormuş.
- İyi Selin hanım. Sizi sormalı? Alkan demiş.
- İyi diğelim. Allah beterden korusun. Yaralarınız acıyormu? Selin sormuş.
- Yooo. Size bir şey söylemek istiyorum. Tabii isterseniz. Alkan demiş
- Buyrun. Ne söylemek isterseniz söyleyin. Selin cevaplamış.
- Biliyor musunuz ki yarın benim 29. yaş günüm. Alkan demiş.
- Aaaa ne güzel. Çok sevindim. İstersen yarın burda kutlarız. Babanı, doktorları, bazı hastamızı, senin akrabalarını çağırırız. Ve böylece küçük bir kurtlama yaparız. Selin demiş.
- Ne güzel olur. Ben hayatımda doğum günümü kutlamadım. Bu ilk doğum günü partim yani kutlamam olacak. Alkan demiş.
Bir zamanlar Alkan adında bir deli adam varmış. Kendi evinde annesi ve babası ile yaşıyormuş. Annesi öldükten sonra, Alkan babasını huzur evine göndermiş. Herkes bu adamı adıyla değil de, deli çağırıyorlarmış. Deli olduğu için hiç bir şey bilmiyormuş. Kimse adını sorsa bilmiyorum dermiş. Herkes de onun deli olduğunu anlıyormuş. Camdan atıl desen, hemen atlarmış.
Bir gün deli adam araba satın almış. Araba 30 yıllıkmış. Arabayı satan adam, Alkan‘ın deli olduğunu anlamış ve arabayı çok pahalı satmış. Alkan da arabayı satın almış. Ama araba kullanmak için ehliyet gerekir. Deli adamınsa ehliyeti yokmuş. Ve arabayı öylesine sürüyormuş. Arabayı ilk aldığı gün çok sevinçliymiş. Arabayı sürmeye başlamış. Araba çok hızlı gidiyormuş. Alkan yolda geçen bir kıza bakmış. Ve arabayı durdurmak istemiş, ama hemen bir trafik kazası başına gelmiş. Adam ölümden dönmüş. Etraftaki insanların hepsi yardıma koşmuşlar. İnsanların arasında olan bir küçük çocuk ambulans çağırmış. Ambulans beş dakikkaya kalmaz gelmiş. Alkan‘ı hastaneye kaldırmışlar. Hastanede doktorlar Alkan‘ı ameliyata almışlar.
Ertesi gün Alkan‘ın babası ağlayarak, hastaneye gelmiş. Baba bayılmış. Hemşireler ona ilaç vermek için odaya almışlar. Alkan uyurken beğendiği kızla evlendiğini görüyormuş. Kadın sarı saçlı, mini etekli, blüzü açık, göğüsü gözüken, beli gözüken bir kadınmış. Galiba Alkan bu karıya aşık olmuş. Bir kaç saat sonra Alkan ayılmaya başlamış. Doktorlar yanına gitmişler. Alkan hayati tehlikeyi atlatmış. Ayıldığında hemşire yemeğini getirmiş. Alkan ne görsün. Yemeğini getiren hemşire, Alkan‘ın ona aşık olduğu kızmış. Alkan çok heycanlanmış. Kalbi nerdeyse yerinden çıkacakmış. Hemşire tam giderken Alkan onun elinden tutmuş ve tanışmasını istemiş:
- Hemşirem, adını öyrenebilir miyim? demiş.
- Tabii, ne demek. Adım Selin. Senin adın ne acaba? demiş.
- Benim adım Alkan. Tanıştığımıza mamnun oldum. demiş.
- Bende öyle. Alkan şimdicek benim işim var, daha sonra gelirim. Tamam mı? demiş.
- Tamam tamam. Senin işin gücün vardır. Bak sen işine. Ben seni beklerim. demiş.
Alkan sevinçten ne yapacağın bilmiyormuş. TV iziemeye başlamış. Aklında hep Selin‘i düşünüyormuş. Yerinde sıklmış, ve ayağa kalkıp hole çımak istemiş. Kapıyı açıp, hole çıkmış. Orada basamakları inmeye başlamış. Aklı alınıp, sallanmış sallanmış basamaklardan tekirlenmeye başlamış. Kafasında büyük bir yara belirmiş. Yüzü ise mosmor olmuş. Doktorlar ona bağırmışlar. Ve artık onun dışarı çıkmasını yasaklamışlar. Alkan bunu duyunca, yerinde oturamaz olmuş. Doktoralar niye böyle oldu bu adam diye düşünüyorlarmış. Selin odasına girdiğinde adam normal biri gibi duruyormuş. Hemşire Selin şaşırıyormuş. Selin ile Alkan arkadaş olmuşlar. Artık Selin Alkan’ın odasına giriyormuş. Böylelikle Alkan‘ın hastaneye gelmesi ile bir gün geçmiş.
Okullar kapandı tatil geldi. Bazı çocuklar ağladı bazıları ise sevindi. Bun e demek??? Çocukların derslerini ne kadar okuadıklarının başarıları demek… Bunu kabul etmek zor, gerçekten zor… Bu yüzden yılın sonunda karneler güzel olsun ki, çocuklar ağlamasın, üzülmesin, kendilerinden bıkmasın. Ne yapmaları lazım??? Derslerini sıralı okmalı ve çalısmalılar. Okuduklarını sık sık tekrarlamalılar. Çare bu. Basittt… bir şey. Sadece okumak. Her şey okumakla ele geçirilir. Manevi olarak…
Barış kelimesi genel anlamda düşmanlığın olmaması anlamında kabul görülür.Başka bir anlamla ise kötülüklerden, kavgalardan, savaşlardan kurtuluş demektir.
Barış halk arasında hoş geldiniz olarak kullanılabilir. Bir insanın kendisiyle barışık olması, kendi içinde denge, sakinlik, huzur içinde olması buna örnek gösterebilir. Barışın simgesi bir güvercindir.
Barış hakkında, büyük insanların söyledikleriden bazıları şunlardır:
- Yurtta barış, Dünyada barış - Mustafa Kemal Atatürk.
- Barış bile, büyük bedellerle satın alınır - Benjamin Franklin.
- Barış istiyorsanız, savaşa hazır olun - Sezar.
“Dünya Barış Günü” 1 Eylüldür. Alman ordularının Polonya’yı işgal ettiği ve II. Dünya Savaşının başlangıcı kabul edilen 1 Eylül gününe ilgili olarak tüm dünyada kutlanan gündür.
Çimenlerin üstünde yatıyordum. Hava kararmıştı. Ay her zaman ki gibi parlıyordu. Mevsimlerden yaz mevsimiydi. Tabii ki yaz olduğu için hava soğuk değil, sıcaktı.
Bir anda gözüme ay çarptı. sanki ayda insan varmış gibi duman kalkıyordu. Evime gidip teleskopu aldım ve yine dışarıya çıktım. Teleskoptan bir baktım ayda insanlar var.
Meğer ki ayda eğlence varmış. Kısacası ayda doğumgün partisi. Kimin doğum günü olduğunu bilmiyorum. Ama bence tanınmış bazı insanındır.
Parti havayi fişekle başladı. Bu büyük parti olacağına emindim. Bence çok eğlenceli ve neşeli olacak. Doğum günü olan adama hediyeler
dağıtıldı. Teleskopun yerini değiştirdim. Bu yerden parti daha güzel gzüküyordu. Meğer ki partiyi yapan George Bush’ tu. Yani George Bush’ un doğum günüydü. Masalar yemeklerle doluydu. Özel bir masada sadece içkiler dağıtılıyordu. İnanılmaz sayıda insan vardı.
Koktelin bitişinden hemen söze george Bush başladı. Mikrofonu eline aldı ve söze başladı:”Sayın arkadaşlar, sayın meslek taşları ilk önce bu partiye katıldığınız için çok teşekür ederim. İnanıyorum ki burada çok eğleneceğiz. Zamanımızı almadın partiye devam edelim”.
Çok hoş bir müzik vardı. İnsanlar aralarında shobet ediyorlardı. Bir anda bütün insanlar yere düştüler. ne olduğunu ben de anlamamıştım. Sesle dünyaya kadar geliyordu. Bir anda partiye gezegenliler yaklaşıyorlardı. insanlar çok korktu. George Bush mikrofonu eline aldı ve hemen söze başladı:”Arkadaşlar korkmayın bunlar bizim dostlarımız. Ben bunlarla çok iyi arkadaşım. Şun anda gezegenliler partimize katılacak”.
İnsanlar sakinleşti. Parti devam ediyordu. Ço ama çok eğlenceliydi. Müzik değişti. Jazz yerine tango müziğibaşladı. Herkes dans etmeye başladılar. Parti sona ermek üzereydi. Tam pasta geldi annem beni eve çağırdı. Ve partinin sonunu bakamadım.
Ziyaret: 736
UserOnline
Arama
Hakkımda
Adım İlkay Ahmed. 1996 Üsküp (Makedonya) doğumluyum. Şu an ilk okulun 4. sınıfına gidiyorum.
