10 yılı aşkın bir süredir Linux‘la ilgileniyor, tüm bilgisayarlarımda Windows‘un yanında mutlaka bir de Linux partisyonu bulunduruyorum.
Debian, Suse, Knoppix, Mandriva ve daha kim bilir kaç tane başka Linux işletim sistemi denedim, ama bunlardan pek memnun kalmıyor, hemen bir başkasını deniyordum. Birkaç yıl Mandrake, yani şimdiki adıyla Mandriva kullandım.
Ama ilk defa Ubuntu‘yu denediğimde, buna o kadar çok ısındım, o kadar çok sevdim ki, artık tamamen bu açık kaynaklı serbest işletim sistemine geçtim ve şimdilik hiç değiştirmeyi de düşünmüyorum. Bu sevgi son birkaç yıldır kesintisiz devam ediyor.
Son yıllarda tamamen dizüstü bilgisayarlarına geçmemden sonra da bu “gelenek” devam etti.
Geçen yıl elime yeni Dell dizüstü bilgisayarı geçtiğinde, bu bir yıl içerisinde, düşünsenize, Windows’u sadece 4-5 defa açtım! Tüm işlerimi Linux’la bitiriyordum.
Birkaç gün önce yeni bir Dell satın aldım. Bu defa Dell Inspiron. Bu seri tamamen Linux işletim sistemiyle geliyor. İçinde Ubuntu 8.10 installenmişti, ama ben bir önceki dizüstünde 9.04 sürümü kullandığım için, buna da şu anda en yeni olan Ubuntu‘yu, yani 9.04′ü installedim.
USB flash’ten 5 dakikada bu iş bitti. Mükemmel ya! Windows’u 5 dakikada yükleyemezsiniz!
Şimdi hayatımda ilk defa tamamen Linux’la çalışan bir bilgisayarım var. Windows’a hiç ihtiyacım yok.
Ubuntu’yla gelen OpenOffice.org zaman zaman işlerimi yeterince iyi bitiremediği ve çok sayfalı (200′ün izerinde) dosyalarla daha rahat çalışabilmem için, CrossOver‘la Microsoft Office 2003′ü de installedim. Yani, Ubuntu’da da MS Office’i işletebiliyorum.
Şimdi her şey mükemmel. Yaşasın açık kaynaklı yazılımlar!