Yaşıyoruz. Ölüyoruz. Her şey, hiç sonu gelmeyecek gibi gerçek.
Matrix filmlerinden sonra bu konuyu çok daha ağır ağır düşünüyorum. Gençliğimin felsefesi şimdi enerjimi daha da çok çalıyor.
İnternet hayatımıza sanal bir boyut kattı. Milyonlarca insan sanal âlemde (cyber world), oysa dışarı çıkınca o dünyadan hiçbir iz yok. Bilgisayar başında o kadar gerçek, dışarıda hiç yok gibi.
Gelecekte herkes kendi sanal âlemini kuracak. Teknoloji çok ileri gidecek. Oturduğunuz yerden dünyayın her yerine gidebileceksiniz. Matrix gibi. Orası çok gerçek gibi görünecek, oysa aslında olmayacak. Bugünkü bilgisayar oyunları bu geleceğin “matrix”lerine kıyasen, tamamen sıfır olacak.
Biz zaten bir “matrix”in içindeyiz. Kendi kendimize de başka “matrix”ler yaratacağız.
Rüyalarımız bir “matrix” değil mi ki? Veya “matrix” hatırası? Gölgesi? İsteği?
Moleküller atomlardan, atomlar da proton, nötron, elektronlardan ibaret. Bunlar ise quarklardan, mezonlardan, bilmemnelerden ibaret.
Dünyamız güneş sisteminin bir parçası, o da başka sistemin, o sistemler de galaksimiz “Samanyolu”na ait. Galaksimiz de “galaksi grupları”na ait. Bizim son fiziksel sınırımız, uçsuz bucaksız gibi görünen bu uzay. Ama aslında “uzay” son mu? “Son” ne demek? “Son” varsa, “ilk” de var. O zaman iç içe girmiş sistemlerin temeli yıkılmıyor mu?
Aslında bakarsanız, “aşağı” inince son yok, “yukarı” da binince son yok. Her şey, başka bir “sistem”in parçası, temel taşı.
Zaman da öyle. Hep çok gerçek gibi görünür, oysa her “an”, aslında bir “sistem”in temel taşı.
Neyin nerde başladığı, nerde bittiği belli değil. Her şey var. Her şey yok. Aynı yerde. “Var” ve “yok” ne ki?
İç içe yaratılan “dünya”lar, sadece kendilerinden daha büyük bir başka “dünya”nın inanılmaz derecede küçük bir parçası.
Mikroplar bizim dünyamızdan habersiz yaşıyor, değil mi?
“Kara delik”lerdeki mekân-zaman eğrilmesi neyi gösteriyor, nereye bağlıyor? Bu kadar çekim (gravitasyon) neden? İnsan “zekâ”sı bir nevi kara delik değil mi? Nereye bağlıyor bizi?
Mutlak gerçek var mı ki? Sistemin tâ kendisi bu değil mi? Aslında “mutlak gerçek” yanlış kurulan veya kurulduğu zannedilen bir kavram değil mi? Hep iç içe girmiş, bağlı “dünyalar” aklıma geliyor.
Düşündükçe deliresim geliyor…