KARANLIĞIN HIZI!?
Evet, ışık hızını biliyoruz:
saniyede 299.792.458 metre
Ancak, karanlığın hızını biliyor muyuz?
:)
Evet, ışık hızını biliyoruz:
saniyede 299.792.458 metre
Ancak, karanlığın hızını biliyor muyuz?
:)
Facebook‘a geçişim beni sıkmaya başladı. Çok sayıda “arkadaş”ım oldu. Aralık 2009′un sonuna dek, yüzün üzerinde “arkadaş”ı sildim. Ondan önce de bir sürü takip edenimi silmiştim. Facebook daha çok yakınlarım ve tanıdıklarım için kalmalı. Oradaki yorumları herkes okumamalı. Hele hele öğrencilerimin arkadaş başvurularını kabul etmekle, çok yanlış ettim.
Niye farklı dünyaların insanları Facebook gibi sıcak bir ortamda beraber olsun ki?
Ancak, buna rağmen, bir sürü kişi hala Facebook’ta arkadaş başvurusunda bulunuyor. Onları da üzmemek, hele hele saygısızlık yapmak istemiyorum.
Yakın eş-dost grubuna girmeyen, ancak beni takip etmek isteyenlere şimdiden sonra Twitter kapılarımız açık.
Beni izlemek isteyen herkesi kabul edeceğim. Biliyorum, bizlerde Twitter Facebook kadar meşhur değil, ama yapılacak başa çarem de yok. Lütfen anlayış gösterin.
Bunun için, Facebook yerine, Twitter’a gelin. Adresim şu: http://twitter.com/oktayahmed.
Hayvanlara sevgim sonsuzdur. Karıncaya bile basamam ben.
Bu büyük sevgiden olacaktır ki, evimde hiç bir hayvan türü bulunduramam. Onlara çok acırım. Esaretlerine dayanamam.
Bazı yeni görmüş aileler, Avrupai olacak güya, hemen köpek, kedi, bilmem ne sahibi oldular. Henüz insan saygısı nedir bilmeyen insanlar, hayvanlara nasıl saygılı olacaklardır?
Avrupa’da doğru, herkes hayvansever, ama onlar her şeyden önce, insansever olmuşlar. Biz insanı atlatıp, hayvanlara bağlanmak istiyoruz.
Avrupa’da kimse evinde 24 saat köpeğini küçücük bir kafese kapamaz! Böyle acımasız bir şeyi geçen gün komşularımız yaptı. Zavallı köpecik, bütün gün kafeste havlayıp durdu. İçim parçalandı, ama bedava. Sahibine telefon ettik, ama kadın oradan buraya geziyor, ruj üstüne ruj, çalım üstüne çalım, kahve üstüne kahve. Hem de bu olaylar, çok sık oluyor.
Köpek aldım diye, Avrupalı mi oldu şimdi bu kadın?
Köpek aldım diye, bana mı hayvanseverliğini her kayveye gelişinde dile getirecek? Hadi ya!
Avrupa’da hiç kimse köpeğini veya kedisini bakımsız, evde yapayalnız, ışıksız, ilgisiz, geziye çıkarmadan bırakmaz.
İnsana sevgi ve saygı olmayan bir ülkede, insanların hayvan sahibi olmaları yasaklanmalı, çünkü bunlar hayvanlara eziyet çektiriyor.
Bu hayvanların, evde bakımsız, esir hayatı yaşayacaklarına, dışarıda, sokakta özgür bir şekilde dolaşmaları çok daha mantıklı.
Yazın klima altında oturmanın dışında, neredeyse soğuğu hiç sevmem.
Soğuk insanlardan nefret ederim. Küçücük bir gülümseme o kadar mı zor?
Ama yazımın asıl konusu: buz.
Buzu hiç sevmem ve kullanmam. Sıvıların hep normal sıcaklıkta (oda sıcaklığında) olmasını isterim.
Buz dolabında saklanmış suyu içme, aklımın ucundan bile geçmez. Suya buz koymak gibi bir alışkanlığım da yok.
Bunun dışında ne meşrubat, ne de Coca Cola’yı soğuk veya buzlu içerim.
Hatta birayı da hemen soğuk şekliyle içemem. Birazcık oda sıcaklığında kalmasını bekler, sonra içerim. Oysa insanlar buz gibi biraları sever.
Viskiyi ise Amerikalılar gibi tamamen buzsuz içmeyi sevmem ve içinde bir buz küpünün olmasını isterim. Ama sadece bir buz. O kadar. Daha çok buz yerine, buzsuzunu tercih ederim yine.
Bundan olacak ki evime gelen misafirlerime buz çıkaramıyorum. Unutuyorum da saklamayı.
Çinliler gibi Türkler de yazın dahi soğuk içecekler yerine, çayı (veya kahveyi) tercih ederler. Serinlemek için bu çok daha iyi. İçimiz ısındığında, etrafımızı daha serin hissederiz.
Çok soğuk olmayan içecekler, organizmamız için çok daha sağlıklı. Örneğin, yemekten sonra içilen bir bardak soğuk su, yemekte alınan yağların donmasına neden olur. Sıcak içecekler ise sindirimi kolaylaştırır.
Hadi, bir bardak çeşme suyu almaya gidiyorum
Eskiden klasik müzik veya klasiğe geçmiş ve herkes tarafınca kabul edilmiş müzik dinlemenin, üstün zekanın bir alameti olduğu hep iddia edilirdi. Bu artık geçmişte kaldı.
Yapılan yeni araştırmalar, üstün zekaya sahip çocukların heavy metal müziğini daha çok tercih ettiklerini gösteriyor. Bu konuda kısa bir videoyu bu bağlantıdan izleyebilirsiniz.
Neden mi? Heavy metal, insanın strese karşı daha dayanıklı olmasını, dinamik hayat ve hızlı değişen ortamla aynı tempoda hareket etmesini sağlar. Dolayısıyla, insanlar daha sakin, daha mutlu ve çok daha sağlıklı olur.
Bilgisayarcıların deyimiyle, heavy metal insanın beynini “overclock” eder
Demek ki, sinirleriniz bozulmuşsa, depresyona girmişseniz, artık hayattan zevk almazsanız, bir avuç ilaç alacağınıza, heavy metali seçin
© Oktay Ahmed, 1997-2008. Powered by WordPress